24 Ocak 2008 Perşembe

İmmün (bağışıklık) sistemini kuvvetlendirici eter yağları

Ateş düşürücü: Adaçayı, nane, limon, reyhan

Terletici: Biberiye, kekik, papatya

Sinir sistemini kuvvetlendirici eter yağları

Teskin edici: Bergamiye, limon, oğulotu, papatya, lavanta
Uyarıcı: Neroli, nane, ylang-ylang, yasemin, reyhan
Sinirleri güçlendirici: Oğulotu, lavanta, biberiye, ardıç, papatya, misk adaçayı

Nefesyolları rahatsızlıklarına karşı eter yağının etkileri

Balğam söktürücü: Terpentin (çam yağı ), kekik, mirra, rezene, çam, okaliptus, sandelodunu
Antimikrobik: Huş, greyfurt, limon, rezene

İdrar yolları, cinsel organlar ve hormon rahatsızlıklarına karşı eter yağının etkileri

Krampları çözücü: Misk adaçayı, lavanta, yasemin, papatya

Antimikrobik: Mela, bergamiye, sandelodunu, papatya

Cinsel gücü arttırıcı: Kakule, neroli, yasemin, gül, ylang-ylang, misk adaçayı

Süt arttırıcı: Anason, rezene, yasemin, kimyon

Rahimi kuvvetlendirici: Mirra, gül, günlük, oğulotu, yasemin

Adet düzenleyici: Misk adaçayı, rezene, nane, papatya

Kandolaşımı, kas ve eklem rahatsızlıklarında eter yağını etkisi

Tansiyon düşürücü: Limon, ylang-ylang, mercanköşkü, lavanta

Tansiyon yükseltici: Biberiye, kekik, okaliptus, nane

Lenfleri çalıştırıcı: Huş, Greyfurt, rezene, limon

Sindirim rahatsızlıklarında eter yağının etkisi

Krampları çözücü: Nane, kimyon, papatya, turunç, rezeneŞişkinliğe karşı: Turunç, nane, reyhan, rezeneSafra arttırıcı: Nane, lavanta, kimyonKaraciğeri güclendirici: Nane, lavanta, biberiyeİştah açıcı: Turunç, zencefil, anasom, melekotkökü, portakal

Deri bakımı için eter yağları

Antimikrobik: Kekik, adaçayı, mele, karanfil, lavanta, limon, terpentin okaliptusİltihapları önleyici: Papatya, lavanta, civanpercemiAntimikozit (Mantarları yokedici): Lavanta, mirra, mele, civanpercemiHaşerelere karşı: B. Itır, karanfil, sedir, civanpercemi, okaliptusYara iyileştirici: Lavanta, günlük, gül, neroli, papatyaDezodorizan (kötü kokuyu yok edici): Selvi, ardıç, limonçayırı, kekik, adaçayı

Eter yağının kulanım alanları:

Eter yağının kulanım alanları oldukca çoktur ve burda ancak bir kaçına değineceğiz. Bazı eter yağları çok yoğun olduğundan inceltilmeden kulanılması mahzurludur ve özeliklede bu konuya hamilelerde ve bebeklerde dikkat edilmelidir. Yetişkinlerin kulandıkları bazı eter yağları 6 yaşından küçükler için mahsurludur, örneğin okaliptus yağı içeren doğal ilaçlar. Aromalı doğal ilaçlar genelikle 4-6 adet bitki eter yağının karışımından elde edilen iksirler kulanılır.1-) Aroma yağı: Kişi çok sevdiği eter yağından 8-10 damla aroma lambasının üstündeki suya ilave edilir ve suyun altındaki mum yakılır. Suyun ısdınması ile birlikte içindeki eter yağıda buharlaşır ve odaya yayılarak güzel bir koku verir. Limon ve gül yağından 8-10 damla yeterli gelirken, laden ve topalak yağı çok ağır olduğundan ancak 1-2 damla yeterlidir. 2-) Masaj yağı:Bazı eter yağılarının ise masaj yağı olarak kulanılmasının çok güzel etkileri olur. Eter yağlarından 1 ml alınır ve 49 ml ana yağ ile karıştırılır. Ana yağı zeytin yağı, badem yağı ve jojoba yağı olabilir. Ana yağın seçimi eter yağına göre farklı olabilir. Ana yağdan 49 ml ve eter yağından 1 ml ile karıştırılark masaj yağı eldeedilr. 3-) Enhelesyon yağı:Genelikle nefes yollerı rahatızlıklarına etkili olan eter yağları secilir ve bunların özel karışımı ile iksirler elde edilir. Eter yağından 10 ml 90 ml %96?lık alkolle (etil alkol) karıştırılır ve buna 200 ml damıtılmış su ilave edilerek %32?lük inceltilmiş eter yağı eldeedilir. Bu şekilde inceltilen eteryağı enhelasyonda veya dezodorizan (fena kokuları yok edici) olarak kulanılır. Bu alanda oldukça çok natürel ilaçı eczanelerden teminetmek mümkündür. Mesela: 10 ml nane yağı (Eter yağı) ve 5 ml okaliptus yağı 85 ml alkollü (Etanol) (Fahrenberg, Selg ve ekibi) karıştırıldıktan sonra eldeedilen bu iksirle başağrısı ve migren rahatsızlığı olan hastaların şakaklarına 2-3 damlama günde 3-4 defa sürülmesi ile hastaların rahatladığı tesbitedilmiştir.Eter yağlarını özelikleri: Burada adı geçen hiç bir bitkinin eter yağının etkisi Aloe Vera, Noni ve Aloxi?nin etkisi ile karşılaştırmak mümkün değildir. Örneğin limon tansiyon düşürücü, fakat tansiyonun sebep olan etkenleri ortadan kaldırıcı özeliği yoktur. Budan dolayı etkisi kalıcı değil geçicidir. Oysa Aloe vera, Tahitian Noni veya Aloxi sebebi ortadan kaldırıcı vede vücudun bütün hücrelerini yenileyici (rejenerasyon) özeliğe sahiptirler. Bu nedenle ne kimyasl nede bitkisel hiç bir ilaç bu iki doğal ilaçın yerini alamaz.

Aromaterapi

Aromalı kokan bitkilerin kulanımı çok eskilere dayanır. Kurutulmuş çiçek, odun, reçine, meyve veya kabukların yakılarak tütsülenmesi ile hastalar tedavide, temizlikte veya bazı ilkel kabilelerde batıl inançların tapınmalarında kulanılmıştır. Çiçekler ezildikten sonra sabun, kozmetik madde yapımında ve tedavi maksadıyla kulanılmıştır. Bitkilerin çiçek, kök, gövde, reçine veya kabuklarından özel metotlarla damıtılarak esanslar eldeedilmiştir. Tarihte ilk defa su buharı ile damıtmayı (destilasyon) İbn-i Sina MS: 1000 yılında gerçekleştirmiştir. Büyük bir Türk alimi olan İbn-i Sina batılılar tarafından ya iranlı veya arap olark bilinmeke, fakat asla Türk olduğından baksedilmemektedir.Arkolojik kayılardan destilasyonun MÖ: 3000 yıllarında şimdiki pakistanda kulanıldığı bilinmektedir. Sedir, tarçın ve çam terpeninin MÖ:1400'lü yıllarda Mısırda subuharı ile damıtılarak ve hatta eteryağı sabityağ içinde çözerek, bundan fitil, krem, yakı, ve tozlar imaletikleri tesbitedilmiştir. Filistin, Sümer, Asur, Rom, eski Hint ve eski Çinlerinde bitki esanslarını kulandıkları bilinmektedir. İbn-i Sinanın (980-1037) su buharı ile damıtma (destilasyon) metodunu geliştirmiş ve tarihte ilk efa saf eter yağı (ucucu yağ, eterik yağ veya esans) eldeedilmiştir. Bu buluş tek başına İbn-i Sinaya ayit olmayıp kendinden önce bu alanda islam alimlerinin yüzlerce yillık bir çalışmasınıa son noktayı komuştur. İbn-i Sinanın yazdığı yüzlerce eserden malesef istifade edemiyoruz. Milli Eğitim ve Kültür Bkalıkları ne işe yarıyor. İngiliz asıllı doktor ve astrolog Nicholas Culpeper (1614-16549) aromalı bitkiler üyerine araştırmalar yapmış ve eserler yayınlamıştır. Bir çok alim onu takipetmiştir. Aromaterapinin asıl kurucusu frasız asıllı kimyacı Rene? ?Maurice Gattefosse? olup 1936 yıllında ?Aromaterapi?isimli eserini yazmış ve o günden beri bu ilim dalı Aromaterapi diye anılmnıştır. İmal (üretme) metotları:Eter yağına yağdenmeine rağmen dier yağlara benzemez. Örnerğin ayçiçekyağı, zeytin yağı veya bademyağı gib yağlar sabit yağlardır. Oysa eter yağı yüksek kaliteli ucucu yağlardır. Eter yağı suda çözülmez veya çok kötü karışırken sabit yağlar ve alkolle çok güzel karışır.Eter yağı aromalı bitkilerin genelikle beli bölgelerinde: yaprak, çiçek, kabuk, gövde, kök veya reçinesinde yoğunlaşırlar. Bazı bitkilerden ise aynı anda daha fazla ve farklı eter yağı eldedilebilir. Örneğin portakalın çiçek, yaprak ve meyve kabuğundan üç farklı eter yağı kazanılır. Destilasyon:Destilasyon ok yaygın olarak kulanılan bir metotdur. İnce kıyılan aromalı bitki drogu içi damıtılmış sula dolu olan destilasyon balonuna (topar) konur ve alttan ısıtılınca bitkinin birleşimindeki eter yağı çözülerek gaz haline gelir. Gazhalie gelen et yağı eafında soğuksu akıntısı olan bir borudan (kondensör) geçirilince tekrar sıvılaşır ve özel bir balonda (cam balon) toplanan eter yağı eldeedilir. Su buharı ile damıtmada aşırı sıcak ve yüksek basınç eter yağının kalitesini düşürür. Yağda bekletme (Enfleurage):Bu metot destilasyondan çok farklıdır. Burada çok narin olan çiçekleriden eter yağı elde etmek için bu metot kulanılır. Cam üzerine yayılan tereyağ üzerine bir sıra çiçek dizilirve onun üstüne tekrar tereyağı yayılır ve üzerine çiçek dizilir ve buna 5-6 kat oluncaya kadar devamedilir. Bitki çiçeğine göre bu 1-4 hafta bekletildikten sonra destilasyonu yapılır. Bu metotla eldeedilen eteryağı en kaliteli olanıdır, fakat bu metot çok pahalı olduğundan pek kulanılmaz. Solvenle (eriten, çözücü) eter yağı eldeetme:Solvenle eter yağı eldeetme çok ucuz ve çok basit bir yöntemdir. Eter yağı içeren bitki druğları ince kıyıldıktan sonra içi solvenle dolu cam balona konur destilasyonu yapılır. Solven genelikle heksan veya petroleter gibi zehirli kimyasal çözücüler olduğundan bunların destilasyondan sonra eter yağından ayrılması yüzde yüz mümkün olmadığıdan dahili olarak kulanılmaları mahsurlu olabilir. Soğuk baskı ile eldeedilen eter yağı:Bu metotla meyve kabukları soğuk baskı ile eter yağı eldeedilr. Bunların başında portakal-, greyfurt-, limon-, ve turunç kabukları gelir. Meyve kabuklarının ilaçlanmamış meyvelerden olması gerekir aksi halde faydadan çok zarar verebilir. Günümüzde ilaçlanmamış turunçugiller bulmak adeta imkansızdır, bu nedenle bu konu çok önemlidir.

Corpus Line - Bölgesel Zayıflama

Sellülit tedavisi ve bölgesel zayıflama amacıyla kullanılan corpus line, birbirini tamamlayan üç tekniğe dayanmaktadır:1. İyonoferez: Dokulardaki yağları su içerisinde eriterek, dokularda hapsolmuş suyu serbest bırakmak amacını taşır.2. Kas Sıkıştırma: Sellülit altında bulunan kasların uygun bir elektro sitimülasyona tabi tutulmalarını sağlar.3. Aktif Drenaj: Sellülit oluşumunda dolaşım faktörü çok önemlidir. Bu teknikle iyonoferez atıklarını drene etmek için lenfatik dolaşım sağlanır.Adım adım uygulanan bu teknikler, yerleştirilen paletler yardımıyla sorunlu bölgelere belirli bir akım uygulanması esasına dayanır. Bölgesel zayıflama ya da sellülit tedavisinde bir kür ortalama 10 seanstır; ancak, kişinin durumuna göre 15-20 seansa kadar çıkabilir. Seansların sıklığı haftada 3 ya da en az 2 olmalıdır.

Tui Na Çin Masajı

Geleneksel Çin Tıbbının ayrılmaz bir parçası olan Tui Na Çin Masajı, akupunktur tedavisi ile birlikte veya ayrı olarak uygulanabilir. Tıpkı, akupunkturda olduğu gibi bu tedavi de vücudun kendi kendisini onarmasına yöneliktir.

Lazer akupunktur

Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.

Vücut Akupunkturu

Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.

AKUPUNKTURLA MİGREN TEDAVİSİ

Akupunktur ve MigrenBaşağrılarıAkupunkturla Başağrısı ve Migren Tedavisi
BaşağrılarıTürkiye’de 1998 yılında yapılan bir araştırmaya göre 15-55 yaş grubunda başağrısı görülme sıklığı %16.4 olarak bulunmuştur. Bu oran kadınlar için %21.8, erkekler için %10.9’dur.
Başağrısı sadece ağrı boyutu ile ele alınmamalıdır, ağrının kişiye ve topluma getirdiği dezavantajlar ve yükler vardır. Sürekli başağrısı çeken kişiler bu ağrının heran gelebileceği endişesini yaşamakta ve bu da kendi başına bir stres faktörü olmaktadır. Hatta bu durum bazen depresyona kadar ilerleyebilmektedir. Stres ve depresyon ise migren ataklarını başlatan bir faktör olarak rol oynamaktadır. Bu durumda bu insanlar ağrı ve depresyon arasında dönen bir kısırdöngüye girmektedir.
“Bu ağrılı yaşam” kişinin özel ve sosyal yaşamını olumsuz etkilemeye başlamaktadır. Yakın çevresinde önce hoşgörü ve ilgi ile karşılaşılanan bu ağrılar giderek hoşnutsuzluğa dönüşmektedir. Çalışan kişiler için ise olayın bir de ekonomik boyutu ve kariyer sorunu vardır. İş verimliliği düşen kişinin mesleki başarısı engellenebilir ve gelirin de azalma olabilir.
Başağrılarına bağlı bu kişisel ve toplumsal yükü azaltmanın ilk koşulu başı ağrıyan daha çok kişinin doktor’a başvurmasını sağlamaktır.
Yapılan araştırmalara göre başağrısı çeken insanların çoğu hiç hekime başvurmamış ve kulaktan dolma bilgilerle ağrısı oldukça ağrı kesici ilaçları bolca kullanmış ve yıllarca bu kısırdöngü içinde yaşamışlardır.
Başağrıları önce 2 ana gruba ayrılır :
Sekonder başağrıları : Vücutta herhangi bir yapısal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin; kafa travması (yaralanması) na bağlı, beyin kanamasına bağlı, beyin tümörlerine bağlı….
Primer Başağrıları : Bilinen veya gösterilebilir herhangi bir yapısal hastalık ile ilişkisi olmayan süregen ağrılardır.
Primer başağrıları içinde şunlar yeralır :
Migren
Gerilim başağrıları
Günlük süregen başağrıları
Cluster (küme) başağrıları
Kronik paroksismal hemikrania.
Yukarıdaki sınıflama “Uluslararası Başağrısı Derneği” tarafından 1998’de yayınlanmıştır. Bu sınıflama hastayı değerlendirirken hekime yardımcı olmaktadır ancak her hastanın ağrısı farklı özellikler gösterdiğinden çoğu zaman kesin olarak belli bir sınıfa sokmak mümkün olmamaktadır.

Akupunkturla Başağrısı ve Migren TedavisiÇin Tıbbı’nda hastanın başağrısı beden, ruh ve zihin bütünlüğü içinde değerlendirilir; yani her hastanın başağrısı kendine ait özellikler gösterir.
Akupunktur tedavisinde hasta önce kulak deteksiyonu ve nabız muayenesi ile tetkik edilir. Bu başağrısının hangi meridyen üzerinde olduğu saptanır ve ona göre tedaviye başlanır.
Tedavi sırasında iğneler dışında ayrıca lazer ışınları da kullanılabilir. Haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 15-20 seans uygulama yapılır. Akupunktur ile başağrılarının %85’i tedavi edilebilmektedir.
AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA
Akupunkturla Sigara Bırakma TedavisiAkupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?Sigarayı bırakmak isteyen kişi neler yapmalıdır?Tedavide sadece Akupunktur mu uygulanıyor?Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?Sigarayı Neden Bırakalım?Sigara neden zararlı?Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?Sigarayı bırakma yolları nelerdir?Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.
İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.
Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.

Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?Sigara bırakmak için 2-3 gün aralıklarla 3 seans yeterli olmaktadır.Tedavi süresince tek bir sigara dahi içilmemesi ve nikotin preparatları (bant,sakız…gibi) kullanılmaması gerekir. Aksi halde başladığımız noktaya geri döneriz. Bağımlılık derecesi çok yüksek olanlar bu uygulamadan çekinirler ve azaltarak bırakmak istediklerini söylerler,fakat bu tedavi yardımıyla bağımlılıktan kurtulmak çok zorlayıcı olmayacaktır ve azaltarak bırakmak pek mümkün değildir.

Sigarayı bırakmak isteyen kişi neler yapmalıdır? Öncelikle kesin karar verdiğinden emin olmalıdır.Çoğu zaman bir gün belirlemek ve buna hazırlanmak yararlı olmaktadır. Tedaviye gelmeden önce en az 12 saat sigara içmemiş olarak gelmesini özellikle tercih ediyoruz. Çünkü 12 saat nikotin alamamış bir vücut bazı reaksiyonlar gösterir ve muayene sırasında bu reaksiyonlar kulak dedeksiyonunda patolojik noktalar olarak sinyal verir, tedavi buna göre yapılır. Oysa 1-2 saat önce sigara içmiş bir insanda nikotin eksikliği bulgularını tespit edemeyiz.

Tedavide sadece Akupunktur mu uygulanıyor?Hayır. Akupunktur, Lazer, Nöralterapi, SOE Oksijen Tedavisi, Manyetik alan regülasyonu ve nikotin detoksu uygulanmaktadır.

Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir? %90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.

Sigara neden zararlı?Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar...Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır. Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.
Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15’dir.
Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.
Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.

Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…). 1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.Sindirim sistemi ülseri riski azalır.Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.

Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.Fiyatın pahalı gelmesi.Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.
Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.

Sigarayı bırakma yolları nelerdir?Akupunktur, Grup Terapisi,Hipnoz,Kişisel çaba ile bırakma,Farmokolojik tedavi.

Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3’ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.

AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA

Şişmanlık

Şişmanlık (Obezite)Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.
Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.
Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.
Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.
Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.

Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.
Obezite sıklığının artmasının nedenleri:- Sosyo-kültürel faktörler,- Biyolojik faktörler,- Davranışsal faktörler,- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,- Alkol tüketiminin artması,- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.

Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır. Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.
Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.

Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:
1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)
BMI
Tanı
<19
zayıf
19-25
normal
25-30
fazla kilolu
30-40
şişman (obez)
>40
çok şişman (morbid obez)




2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.
Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:- Kalp-damar hastalıkları- Tip II şeker hastalığı- Hipertansiyon- Safra taşları oluşumu- Karaciğer yağlanması- Uyku ve solunum problemleri- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.

Akupunktur ve ZayıflamaBilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

NÖRAL TERAPİ

NÖRAL TERAPİ

1920’li yıllarda ‘’Huneke ‘’isimli tıp doktoru iki kardeşin eskiden uygulanan ama unutulmaya başlanan bir metodu bir hastalarında tekrar kullanmak istemeleri ve iyi sonuç alınca da bunu geliştirmeleri ile tekrar gündeme gelmiştir.
‘’Nöral terapi’’ deyimi, iyileşme elde etmek için vegetatif sinir sistemi üzerine etki etmek veya uyarmak anlamında kullanılmaktadır ve etki mekanizması da bu sistem üzerinden açıklanmaktadır.
Vegetatif (Otonom ) sinir sistemi vücudumuzda çok geniş bir elektriksel ağ yapısı (network ) içindedir.Bu sistem birbirinden farklı ancak birbiri ile uyumlu çalışan sempatik ve parasempatik sistem adı verilen iki farklı bölümden oluşur.
Prof. Dr. Pischinger bunu ‘’hücre- çevrel sistem ‘’ ( Cell enviorement system ) olarak adlandırmıştır. Otonomik sinir sistemi ve kan damarlarının uç uzantıları her hücrenin çevresindeki sıvının içinde sonlanır. Burada metabolizma ve yaşam ile ilgili çok önemli biyokimyasal ve biyofiziksel işlemler oluşur. Buradaki denge sağlık demektir, bu dengenin bozulması ise hastalık demektir.
Prof. Dr. Ricker’ e göre mekanik, termal, elektromagnetik, kimyasal, fiziksel, toksik, mikrobik…. tüm bilinen uyaranlar afferent sempatik nöronların frekans ve amplitüdlerinde değişiklik yapar.
Uzun süreli araştırmalar sonucunda sağlıklı hücrelerin hastalıklı hale dönmesine sebep olan zararlı uyaranın etkisinin hücre yada hücre duvarına değil sempatik sinir lifleri üzerine olduğu gösterilmiştir.
Avrupa’da ağrı tedavi merkezlerinde çok sık kullanılan bir yöntemdir. Ayrıca vücutta biriken toksinlerin atılmasında çok önemli rol oynar. Detoks programlarında mutlaka uygulanmalıdır.
Uygulama Şekli
Nöral terapi üç şekilde uygulanmaktadır :
lokal / yüzeysel injeksiyon segmental/ derin injeksiyon bozucu alan tedavisi
İnjeksiyon için lokal anestezikler kullanılır. Lokal anesteziklerin vücutta regülasyon ve detoks yapma yeteneği vardır. Bunu hücre düzeyinde gerçekleştirir. Uygulandığı bölgede kan akımını arttırır, oksijen geçişini arttırır, hücre zarının elektriksel potansiyelini düzeltir, antibakteriyel, antiviral, antiinflamatuar özellikleri vardır.
Uygulandığı bölgeden başlayan bu uyarı vücudu ağ gibi saran otonom sinir sistemi aracılığıyla çok uzaktaki bir refleks alanda da aynı iyileşmeyi başlatır hem de birkaç saniye içinde. Uyguladığımız anestezik maddenin vücutta kalma süresi 20 dakikadır, ve bir ilaç damar içine uygulansa bile etkisinin görülme süresi dakikalar sürer. Öyleyse bu etki ilacın etkisi olamaz birkaç saniye da başlayan ve kalıcı bir iyileşmeye neden olan otonom sinir sisteminin regüle olması ve organların sağlıklı bir şekilde çalışmaya başlamasıdır.
Nöral Terapi Uygulanan Hastalıklar
Ağrı tedavisi Migren ve diğer başağrıları Boyun, Sırt ve Bel ağrıları Trigeminal nevralji Yüz felci Alerji Sinüzit Kronik tonsillit Fibromyalji Kronik kabızlık Çeşitli kas ağrıları Detoksikasyon